Hayatı Hızlı Sarmak

Gelin bugün sizinle biraz dertleşelim dostlar. Sabahları uyandığınız o ilk anı bir düşünün. Gözünüzü açar açmaz aklınıza hücum eden o görünmez yapılacaklar listesi, hızla kaydırdığınız sosyal medya akışları, ardı arkası kesilmeyen bildirimler ve sürekli bir yerlere yetişme telaşı... Sahi, biz ne ara bu kadar aceleci olduk? Hayatı neden sürekli ileri sararak, bir sonraki sahneye atlamaya çalışarak yaşıyoruz? 


Geçen gün eski bir plağı pikaba yerleştirdim. Şarkının başlaması için o iğnenin yavaşça dönen plağa değmesi, o hafif ve sıcak cızırtının odanın içine yükselmesi gerekiyordu. Dijital müzik listelerindeki gibi tek bir dokunuşla saniyede değişmiyordu hiçbir şey. O an fark ettim ki, beklemek aslında bir ceza değil, o anın tadını çıkarma ritüeliymiş. Bizler beklemeyi unuttukça, sakin kalmanın ve sabretmenin o iyileştirici güzelliğini de yitirdik.


Çevrenize bir bakın; modern dünya hepimizi birer hız bağımlısı haline getirdi. Herkes bir sonraki adımın, bir sonraki başarının ya da bir sonraki satın almanın peşinde koşuyor. Çay içerken bir sonraki bardağı düşünüyoruz, işteyken hafta sonunu planlıyoruz, tatildeyken dönüş yolunun stresini yükleniyoruz. Gelecek adını verdiğimiz o sisli ve belirsiz limana ulaşmak için, ayak bastığımız ve gerçek olan tek zamanı, yani "bugünü" feda edip duruyoruz. Adına "modern yaşam" dediğimiz bu çark, bizi sürekli tüketmeye ve her şeyi hızla tüketirken kendimizi de eksiltmeye zorluyor.


Peki, ne kazanıyoruz bu amansız hız yarışının sonunda? Daha çok yorgunluk, daha çok kaygı, kronik bir tatminsizlik ve elimizde kalan koca bir hiçlik duygusu. Oysa hayat, sadece varış çizgisinden ibaret bir maraton değildir. Varış çizgisine herkes bir şekilde ulaşır; önemli olan yol boyunca yol kenarında açan küçük çiçekleri fark edebilme becerisidir. Pencereden süzülen bir ikindi güneşini, rüzgarın yapraklar arasında çıkardığı o fısıltıyı ya da sevdiğimiz birinin sesindeki o ince şefkati kaçırdıktan sonra, dünyanın en hızlı insanı olsak ne yazar?


İşte bu yüzden, hıza karşı durmak bugünün dünyasında en büyük devrimdir. Yavaşlamak, tembellik yapmak ya da sorumluluklardan kaçmak demek değildir. Aksine, yavaşlamak hayatı daha derinlemesine, daha farkında ve daha nitelikli yaşamaktır. Bir yemeği çiğnemeden yutmakla, her lokmanın tadına vararak yemek arasındaki o muazzam fark gibi, hayatı da sindirerek yaşama sanatıdır.


Bugün size büyük, süslü ve uygulanması imkansız felsefeler önermeyeceğim. Sadece küçük, samimi bir davette bulunacağım: Bugün bir fincan kahve ya da çay içtiğinizde, zihninizin başka yerlere kaçmasına izin vermeyin ve sadece o bardağın elinize bıraktığı sıcaklığa odaklanın. Telefonunuzun çalmadığı, kimsenin sizden bir şey beklemediği o iki dakikalık sessizliği "boşa geçmiş zaman" olarak görmeyin. Ruhunuzun hızını, bedeninizin hızına eşitleyin. Bırakın dünya kendi ekseninde delice dönmeye devam etsin; siz kendi merkezinizde sakin kalmayı seçin.


Çünkü hayatı yavaşlatmadıkça, gerçekten nefes aldığımızı ve bu dünyadan bir insan olarak geçtiğimizi anlamak neredeyse imkansızdır. 


Siz ne dersiniz dostlar, ruhumuzu dinlendirmek ve biraz yavaşlamak için hala geç kalmış sayılmayız, değil mi?

Sohbet Chat

Sohbet Geveze Chat Mobil Metin Seviyeli Muhabbet Android Sohbet Tablet Chat Faaliyet ve topluluklar: Sohbet Geveze Chat Mobil Metin Seviyeli Muhabbet Android Sohbet Tablet Chat Muhabbet Chat Arkadaş Sohbet Online Yazılı İPhone Sohbet Anonim Chat. https://sansarkrall.blogspot.com

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski

Popular Items